|
"İkinci Abdülhamit döneminin aydın vezirlerinden" - "Osmanli İmparatorluğu'nun son dönemlerinde siyasal, bilimsel, kültürel etkinlikleriyle iz bırakmış bir devlet adamı - Abidin Paşa 1843 - 1906 - 1908?
Arnavutluk ileri gelenlerinden Prevezeli Ahmet Dino Beyin
oğlu olan Âbidin Paşa, 5 Rebîü"l-evvel 1259/24. Mart 1843 tarihinde
Preveze şehrinde doğmuştur. Yedi yasında Türkçe ve Rumca okumaya
başlayan, dokuz yaşında Preveze"de Kaleiçi Mektebine devam eden Âbidin
Paşa, medrese tahsili çerçevesinde sarf, nahiv, mantık dersleri alır;
Gülistan ve Hafız-ı Sirazî"nin Dîvân"ını okur; hesap, coğrafya ve
kozmoğrafya ilimleri ile ilgilenir; Yunanca eserleri takip eder ve
Fransızca dersler alır. Memleketinde iyi bir tahsil gördükten sonra 1863
yılında istanbul"a gelir ve Arnavut soyundan olanların Saray Muhafızlığı
hizmetlerine tercihli olarak alınmaları sebebiyle 1866 yılında
Silahşorluk hizmeti ile saraya girer, iki yıl kadar bu hizmeti
sürdürdükten sonra, sırasıyla Preveze mutasarrıf muavinliği, merkez
kaymakamlığı ve mutasarrıf vekilliği görevlerinde bulunan Âbidin Paşa,
istanbul"a dönüp Aydın ili maiyetine verilmiş, 1872 yılında izmir Hukuk
Temyiz Meclisi ikinci reisliğine ve yeni kurulmuş olan Hukuk Komisyonu
başkanlığına tayin edilmiştir. Bu komisyonun kısa bir müddet sonra ilga
edilmesi üzerine Sofya mutasarrıflığına tayin edildiyse de oraya
gidemeden Erbaa, Tekfur dağı ve Varna mutasarrıflıklarıyla
görevlendirilmiştir. 1873 yılında ise ilk resmi borsa komiseri olarak
istanbul Borsa komiserliği görevine getirilmiştir. II. Abdülhamid"in
emriyle iki dereceli mebus seçimleriyle ilgili nizâmnâme taslağını
hazırlamış, 93 harbi sırasında Yanya"da kurulan Sevkiyyât ı Askeriyye
Komisyonu başkanlığı ve Yenişehir mutasarrıflığı görevi kendisine
verilmiştir. Gül Hanım ile evli bulunan Âbidin Paşa, iki oğlan ve iki kız babasıdır. Kızlarından Halide Hanım, Dervîş Paşa ile; Nefise Hanım, Nuri Beyle evlenir. Nuri Bey, edebiyat, sanat, siyaset ve hukuk alanında tanınmış kişilerin babasıdır. Milletvekili ve gazeteci Celal Nuri, karikatürist Sedat Nuri, gazeteci ve hukuk profesörü Suphi Nuri bu zatın çocuklarıdır. Âbidin Paşa"nın oğullarından Salim Beyin çocuğu olmaz. Diğer oğlu ise Âbidin Dino"nun babası Rasih Bey"dir. ------------------------------------------------------------
Yukarıda Sabire Hanım ile Mari'den (Mori?) bahsedilmemiştir. Hava oyunları kitabındaki biografisinde Sabire hanımdan bahsedilmekte diğer oğlu'ndan bahsedilmemekte, Mari'nin Rodos'ta görevdeyken ilişkisi olan bir Rum hanımdan olduğu yazmaktadır. Son görevi olan Rodos'taki Akdeniz Adaları Valiliği görevinde 13 yıl kalmış olan Abidin Paşa Yemen islahatı görüşmeleri için çağrıldığı İstanbul'da öldüğüne göre Kızı Mari'nin Mori (Refiye Hanım) olması ya da bu göreve başladığı yıl ya da sonraki yıllarda doğmuş olması çok düşük bir olasılıktır. Zaten Müşerref hanımın çocuklarının söylemine göre onlar çocukken onun sırtına çıkarlarmış. 90 yaşlarında yaklaşık 60 yıl önce 1950 lerde ölmüş. Bu durumda Mori Nene 1860 lı yıllarda doğmuş. Bu durumda Çünkü eğer Rodos'taki Rum hanım'dan olan Mari Paşa öldüğünde en iyimser ihtimalle Paşa'nın ölüm tarihi 13 yaşında olabilirdi ki bu durumda Zühtü Paşayla evlenip çocuk sahibi olması için çok erkendi. Bu nedenle Refiye Hanım (Mori) nin Mari olması ya da Mari'nin Rodos'ta o yıllarda doğmuş olması düşük olasılıktır. Eğer Mori Mari ise bu durumda Rodos'a tayininden daha önce doğmuş olmalıdır. Refiye
hanım’ın Zühtü paşa’dan olan oğlu Atatürk’ün savcısı Nazım Çerkeş’tir.
Nazım Çerkeş’in Fatma Hanım ile evliliğinden 3 çocuğu olur. Yaşar, Metin,
Müşerref. Nazım Çerkeş’in büyük oğlu Yaşar Çerkeş’in Güneş Finci ile
evliliğinden iki oğlu olur bunlar da Dr. Nazım Çerkeş ile Tolun
Çerkeş’tir. Nazım Çerkeş’in kızları Çağla Çerkeş ile Defne Çerkeş’tir.
Tolun Çerkeş’in kızı ise Birgen Çerkeş’tir. Zühtü bey’in
ikinci eşi İstanbul’lu Süreyya hanımdan iki kızı olur. İclal hanım ile
Haluka hanım. İclal Hanım mimar Vedat Bakırer’le evlenir. Bu evlilikten
Ömür ile Yaşa adında iki çocuğu olur. Yaşa Bakırer’in oğlu Vedat Kemal
Bakırer’dir. ------------------------------------------------------------ Abidin Dino'nun Soy Ağacı
İsterseniz işe ta başından, meşhur Adana Valisi Abidin Paşa’dan
başlayalım. Abidin Paşa, o zamanlar Osmanlı’nın bir vilayeti olan
Yanya’nın Preveze kasabasında doğdu. Yani şimdiki Yunanistan’da… ------------------------------------------------------------
Abidin’in ve ağabeyi Arif Dino’nun
1930’larda ve sonrasında - Arnavut - olarak anıldığını hemen baştan
söyleyeyim. Türkiye Komünist Partisi çevresinde Abidin -Arnavut
Abidin- veya sadece - Arnavut - olarak anılırdı.
Bu son derece doğaldı çünkü aile
Arnavutluk kökenliydi. Hatta Abidin’in baba tarafı, yani Dino ailesi
Arnavutluk nam ülkenin kurucusudur bile diyebiliriz. Epir ve Yanya
tarafları bu aileden sorulurdu. Bu aile Osmanlı fetihlerinden sonra uç
beyi olarak buralara yerleşmişti. Abidin’in dedesi Abidin Paşa
Preveze’de bir çiftik ve 99 bin dönüm toprak sahibiydi. (Epir bölgesi
1918 sonrasında Arnavutluk ve Yunanistan arasında bölündü. Yanya
vilayeti Yunanistan’da kaldı.)
Abidin’in annesi Saffet Hanım ailesi ise
Gaziturhanlar olarak bilinir ve onlar da fetihler sonrasında Mora
taraflarına yerleşmişti. (Mora Yarımadası bugün Yunanistan sınırları
içindedir.) Dinolar ve Gaziturhanlar Osmanlılarla birlikte Balkanları, Avrupa taraflarını alan
Anadolu feodal beylerindendiler. Bu fetihlere katılmaları sonucu
fethedilen topraklar veya toprakların belli bir bölümü onlara
bırakılıyordu. Öte yandan
Dino ailesi hem Osmanlı İmparatorluğu’na hem daha sonra Arnavutluk
Cumhuriyeti’ne değişik zaman dilimlerinde önemli makamlarda görev alan
devlet adamı vermiştir.
Örneğin Abidin Dino’nun babası Rasih Bey’in babası Abidin Paşa
(1843-1908) uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu devlet bünyesinde değişik
görevler üstlenmiştir : 1866’da Osmanlı hizmetine-silahşör-olarak
giriyor. Öteden beri Osmanlı Sarayı muhafızlık hizmetinde Arnavutlar
tercih ediliyordu. Abidin Paşa’nın ağabeyi Veysel de aynı yoldan geçti.
Her ikisi de Osmanlı devlet hizmetinde adım adım, basamak basamak
yükseldiler. Okumuş yazmış olmalarının yanında her biri yedi sekiz dil
biliyordu. Abidin Paşa
Osmanlıca ve Arnavutça yanında Rumca, Sırpça, Arapça, Farsça, Latince ve
Fransızçaya hakimdi. Önce Adana’ya ve sonra Ankara’ya vali olarak atandı.
Dört yıl dokuz ay görevde kaldığı Adana’da Rüştiye Mektebini, ünlü Saat
Kulesi’ni yaptırttı, bugün adını taşıyan caddeyi açtırdı. Seyhan
Nehri’ni ıslah etmek ve Adana Vadisi’ni sulamak amacıyla kendi
olanaklarıyla Yanya taraflarından çok sayıda Arnavut muhafız getirtip
işe koyuldu, ancak-Çukurova pamuk cenneti olursa Mısır gibi elimizden
gider-korkusuna kapılan Abdülhamid'in-zamanında müdahalesiyle-Abidin
Paşa Ankara valiliğine atandı. Sekiz yıl görevde kaldığı Ankara’da kale
içindeki Saat Kulesi onun eseridir, ev sahiplerine evlerinde « kenifhane
» zorunluluğunu emreden de o oldu… Günümüzde Abidin Paşa Mahallesi
ismini taşıyan mekanda kendisine bir köşk yaptırdı… 1881’de Abidin Paşa
Hariciye Nazırlığı ( Dışişleri Bakanlığı) görevine getirilmiştir. Daha
sonra-Akdeniz Adaları Valiliğine-tayin edildi. Abidin
Paşa’nın ağabeyi Veysel Paşa daha
az tanınır ama o da kardeşi gibi bakanlık görevi üstlenmiştir : Zaptiye
Nazırı olmuştur ve o dönemlerde Arnavutluk’tan çok sayıda “silahşor”, “fedai”
getirmiş ve İmparatorluğun polis teşkilatına yerleştirmiştir. Hatta
polis teşkilatını onlarla kurmuştur bile diyebiliriz. Nitekim uzun yıllar bilhassa İstanbul
polis teşkilatı içinde Arnavutlar önemli görevlerde bulundular ve epey
etkili de oldular. 1950’lerde bile hâlâ İstanbul polis teşkilatında
Arnavutların etkisi duyumsanıyordu. Abidin bunları bana zaman zaman
anlattı. Abidin o yıllarda « ıslah olmaz müfrit komünist » olarak
biliniyordu. 1942’den itibaren ülke içinde sürgün hayatı yaşamak zorunda
bırakıldı. 1950’lerin hemen başındaki İstanbul günlerinde başına epey
tatsız iş geldi, gözaltına alındı, takip ------------------------------------------------------------
Dino, Tek, Ebüzziya, Talu: Girift bir aile
Abidin Paşa’nın seceresi & Abidin
Dino ile ilgili yazı
mithatsarcan.blogspot.com/2010_10_01_archive.html
Âbidin Paşa ve Eserleri
Âbidin Paşa seçkin bir devlet adamı olduğu kadar bilge ve
edip bir şahsiyettir de aynı zamanda. Arapça, Farsça, Arnavutça,
Fransızca ve Yunancaya vakıftır. II. Abdülhamid"in emriyle mebusların
halk tarafından ıkı aşamalı olarak seçilmesi ile ilgili Nizâmnâme
taslağını hazırlamıştır, ilme ve edebiyata yatkın bir kişiliğe sahip
olan Âbidin Paşa"nın ikisi tercüme ve şerh olmak üzere,
Tercüme ve şerh-i Mesnevî-i Serîf, Tercüme ve Serh-i Kasîde-i Bürde, Âlem-i islâmiyeti Müdâfaa, Meâlî-i islâmiyy, Saâdet-i Dünya, Türkçe Nahv ı
Arabî, Konsolid Hava Oyunları istikrâzât adlarıyla yedi eseri
bulunmaktadır.
Tercüme ve Şerh-i Mesnevî-i Şerîf
Sünbüliyye-i Cemâliyye tarikatından, Merkez Efendi dergâhı
post-nişîni Şeyh Nurettin Efendi, Âbidin Paşa"nın şeyhidir. Fakat onun
tarikata ne zaman intisap ettiği, şeyhi ile arasındaki irtibatın ne
derecede olduğu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Eserlerinde
sünnî tasavvuf çizgisini takip ettiği gözlemlenen Âbidin Paşa,
mutasavvıflara saygılı bir ilim ve devlet adamıdır. Tercüme ve Serh-i
Kasîde-i Bürde isimli eserini tamamladıktan sonra Hacı Bayram-ı Velî"nin
türbesine gidip bir âyet-i kerîme yazması ve Mesnevî Şerhi"nin ilk
cildinin son satırını teberruken Semseddîn Sivâsî"nin türbesini ziyaret
ettikten sonra yazdığını belirtmesi tasavvufî hassasiyetinin bir
ifadesidir. Onun ilmî donanımının işareti, Tercüme ve Serh-i Mesnevî-i
Serîf isimli eseridir. Âbidin Paşa, Mesnevî"ye olan saygı ve muhabbetini
şöyle dile getirmektedir: ”Dünyadaki en büyük lezzeti Kur"ân-ı Kerîm"den
sonra Mesnevî-i Serîfin mütalâasından alırım. Ahirette en hususî
emellerimden biri, Allah Teâlâ"nın lütfü, Peygamberimiz (s.a.v)"in
şefaati ve Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî"nin âlî rûhlarıyla mülakî olmaktır.”
Âbidin Paşa"yı meşhur kılan en önemli eseri hiç şüphesiz, Mevlânâ"nın
Mesnevî"sinin ilk cildinin tercüme ve şerhini gerçekleştirdiği Tercüme
ve Serh-i Mesnevî-i Serîf isimli altı ciltlik yapıtıdır. Eserinin ilk
cildini 1884 yılında Adana"da yazmaya başlayıp 1885 yılında Sivas"ta
tamamlamıştır, ilk cildini 1303/1885 yılında Sivas bastıran Âbidin Pasa,
iki, üç ve dördüncü ciltlerini Ankara"da bastırmıştır. Daha sonra ise
altı cildin tamamını 1305-1306/1887-1888 yılında istanbul"da, Tahir Bey
Matbaasında bastırmıştır. Âbidin Paşa"nın adı gecen şerhi ne zaman
bitirdiğine dair kendisinin vermiş olduğu bir malumat bulunmamasına
rağmen son cildin basım yılı olan 1887-1888 tarihi onun bu eserini
muhtemelen 1302/1884 yılında başlayıp 1306/1888 yılında tamamladığını
göstermektedir.
Eserin mukaddimesinde Âbidin Paşa, şu değerlendirmeyi
yapmaktadır: ”Mesnevî-i Şerîf"e atf-ı kelâm edilince acizane hissiyatıma
göre rûhaniyât ve akliyatta beşerden zuhur eden eserlerin Mesnevî"ye
denk olması mümkün değildir. Mesnevî"nin her beyti bir mülk-i azîm
addedilse yeridir. O, büyük bir hikmet nehridir ki, dimağı fasit
olanlara, acı ve ezâ; dimağı fasit olmayanlara tatlılık ve sefadır.
Tercüme ve şerhine muvaffak olduğum işbu cildi gayr-i müstamel ve
anlaşılmayacak lafızlarla boğmadım. BİLakis herkesin anlayabileceği
ibareler kullanmaya dikkat ettim. Fikrim muğlak lafızlar tedarikinde
değil, mânayı araştırmada idi. Acizane hatırıma tulü" eden mânaları dahi
mümkün olduğu kadar muhtasar yazmak istedim. Her ne kadar muhtasar ve
berrak yazmak arzu ve emelim idiyse de bu arzuma muvaffak olduğumu iddia
edemem. Manidar olduğu halde acık ve kısa yazmak zor bir iştir.
Müelliflerden birisi dostlarından birisine şöyle yazmıştı: Dostum,
berrak ve kısa yazmak arzu ederim. Fakat vaktimin darlığından tafsîlâtlı
ve muğlak yazmaya mecburum.” Bu eser, bir şerh olmakla birlikte,
Mektûb-i Vilâyet Mümeyyizî Rızâ Efendi"nin ifadesiyle yeri geldikçe,
Cenâb-ı Hakk"ın vahdaniyetini ispat için naklî ve aklî deliller ve
felsefî bahisleri ihtiva etmesinin yanı sıra medenî, hükmî ve sair
kaidelere bağlı çeşitli mânaları da içermektedir. Âbidin Pasa, beyitleri
şerh ederken bazen âyet-i kerîme ve hadîs-i serîflere müracaat etmiş,
yaşanılan hayattan örnekler vererek mevzuları izaha çalışmış, eserinde
Bursevî"nin yaptığının aksine kelimeler üzerinde fazlaca durmamıştır.
Abidin Paşa, şerhinde Mesnevî"den bir beytin Farsça
metnini almış, ”Tercüme” başlığı ile beyti Türkçeye çevirmiş ve ”Şerh”
başlığı ile de beytin şerhini yapmıştır. Beyitleri bazen kelime kelime
tercüme etmiş, bazen anlaşılması güç olan bir takım kelimelerin
anlamlarını ayrıca vermiştir. Açıklama ihtiyacı duyduğu kelimeleri ise
şerh kısmında izah etmiştir. Kimi zaman da meal tarzında geniş
açıklamalı bir çeviri tekniği kullanmıştır. Örneğin Mesnevî"nin birinci
beytine yirmi sayfalık bir şerh yazmıştır. Zaman zaman yaşanılan
hayattan örnekler vererek konuları izah etmeye de çalışmaktadır. Cok az
da oLsa eserinde şerh etmediği beyitler bulunmaktadır. Şerhinde Mesnevî
beyitlerini numaralandırmamış ve hadîs-i şerîflerin kaynaklarını
göstermemiştir. Paşa, eserini ”Allah"tan bir zafer ve yakın bir fetih” (Saf,
61/13) âyet-i kerîmesi ile bitirmiştir. Abidin Paşa"ya gelinceye kadar Mevlânâ"nın Mesnevî"sine bir çok şerhler yazılmıştır. Ankaravî, Sarı Abdullah Efendi ve Bursevî"nin şerhleri bunlardan sadece birkaçıdır. Abidin Paşa da şerhini kaLeme aLmakLa yeni bir çığır açmış olmayıp kendine kadar süregelen bir geleneği devam ettirmiştir. Kendisinden sonra da bu geLenek Ahmed Avni Konuk ve Tahirü"l-Mevlevî gibi şahıslar tarafından devam ettirilmiş ve bir çok şerhler vücûda getirilmiştir. Abidin Pasa"nın Mesnevî Şerhi, yaşadığı yüzyılın lisanına uygun, kendi devrinin neşesi, fikrî ve içtimaî hususiyetleri ve özel ıstılahları ile yazılmıştır. Bu nedenle eser devrinin özelliklerine ışık tutan kıymetli bir eser olma özelliğine sahiptir. Birinci cildin basımını gerçekleştiren Abidin Paşa, bir nüsha da Ahmet Cevdet Paşa"ya gönderir. Ahmed Cevdet Paşa gönderilen bu birinci cildi okuduktan sonra yazmış olduğu mektubunda eser hakkındaki görüşlerini şu ifadelerle dile getirmektedir: ”Bunca mühim meşguliyet arasında, Mesnevî-i Şerîf"in şerhine fırsat bulunup ve hemen birinci cildinin basımına himmet buyrulmuş ve bir nüshası tarafıma gönderilmiştir. Tarif edilemeyecek derecede heyecan duydum. Çalışma ve yüce himmetleriniz makbul olsun ve gönül ehlinin mahfillerinde Mesnevî okundukça yüce nâmLarınız hayır ile yad edilsin. Mesnevî"nin rumuz ve işaretlerine herkes aklı erdiği kadar bir mâna verir ve hayâlinde dilediği gibi yorumlar, işte bu kıyas üzere, çeşitli şerhler yazılmış ve tercümeler yapılmış ise de, Abidin Paşa, asrın lisanına tatbik ederek şerhine itina buyurmuş olduğundan yaptıkları mühim iş takdire şayandır. Mesnevî eskimez ve muhteviyatı değişmez. Lakin asrın bilgilerine göre tatbikatı değişir. Zira her devrin bir neşesi ve her asrın bir efkâr ve ıstıLâhât-ı mahsusası vardır.”
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Feodal kökenli bir aile olarak dram şurada. Bazıları kumar oynar hata
eder, bizim ailede öyle değil. Politik konjonktür dolayısı ile savaşlar
ve hükümetler yoluyla bir çökertme politikası uygulanıyor. Çok başarılı
bir politika oldu. Şikayetim yok, keşke bunlar olmasa idi."
Rasih Nuri İleri, Türkiye'de sosyalizmin en üst halkasını oluşturanlar
arasında bulunmuş bir kişi olarak tanınmaktadır. Bir özelliği de çok ama
çok geniş bir ailenin ferdi olmasıdır. Rasih Nuri İleri ve ailesi
evliliklerle bugün o kadar genişlemiştir ki, Ziyad Ebüzziya'dan gazeteci
Umur Talu'ya, Ali Fuat Cebesoy'dan Nazım Hikmet'e, Atatürk'ün çocukluk
arkadaşı Hilal�i Ahmer'in
başkanı
ve milletvekili Fuat Bulca'dan Mehmet Ali Aybar'a,
Ömer Madra'dan Abidin Dino'ya ve daha birçok kişiye kadar çok kuvvetli bir hısımlık ve
aile bağlarının orta noktasında yer almaktadır.
Abidin Paşa Ne
Zaman Öldü?
Dr. Celali YILMAZ Başlıktaki
sorunun pek çok kişiye “Abidin Paşa da kim?” ya da “Bize ne?” şeklinde
yeni soruları düşündürmesi şaşırtıcı değildir. Bu çalışmanın öncelikli
amacı, -başlıktaki sorunun cevabını tam veremese de- o soruların
cevabını vermektir. Ankara’daki Abidin Paşa semtini ya da Adana’daki
Abidin Paşa Caddesini, oralardan bir şekilde geçmiş olanlar bilir. Hele
sanatçı Abidin Dino’nun adını duymamış olan hemen hiç yoktur. Ancak bu
isimlerinin Türk borsa tarihi ile ortak bir noktalarının olabileceği
bilinmez. Hepsinin ortak noktası olan ''Abidin Paşa'', bugünkü İMKB’nin
atası kabul edilebilecek olan ve organize olarak 1873’de faaliyete geçen
Sancak beyi Tahvilat Borsası’nın ilk Borsa Komiseri, bugünkü anlamda ilk
borsa başkanıdır. Sancak beyi Tahvilat Borsanın kuruluşunda görev
almasının ardından değişik yerlerde valilik görevlerinde de bulunan
Abidin Paşa, görev yaptığı şehirlerde bıraktığı eserlerle ve bugün de
pek çok meşahiri barındıran köklü ailesiyle daha fazla bilinmektedir.
Ancak biyografisine yer veren kaynaklarda tam olarak mutabakat
sağlanamayan bir husus, Paşanın ölüm tarihidir! Çalışmamızda, Abidin
Paşa’nın kısa biyografisinin verilmesi dışında, bu tarih karmaşası
çözülmeye çalışılacaktır.
ABİDİN PAŞA
Sancak beyi (İstanbul)
Tahvilat Borsası’nın ilk komiseri olan Abidin Bey
2*
biyografisinin yer aldığı kaynaklarda, “ Abdülhamit II döneminin aydın
vezirlerinden
”
ya da
“
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde siyasal, bilimsel ve kültürel
etkinlikleriyle iz bırakmış bir devlet adamı ” gibi sıfatlarla
tanımlanmaktadır. Paşa’nın devlet adamlığı yanında yazdığı kitaplar ve
şiirleri, hatta Mesnevi’yi şerhe teşebbüs etmiş olduğu dikkate
alındığında, edebiyatçı yönünün de en az devlet adamlığı kadar kuvvetli
olduğu anlaşılmaktadır.
Arnavutluk ileri gelenlerinden Preveze’li Ahmet (bin Zeyne’l-Abidin)
Dino Bey ile Çapar’lardan Saliha Hanım’ın oğlu olan Abidin Paşa, Yanya
vilayetine bağlı Preveze kasabasında
5 Rebîü’l-evvel 1259
3*
tarihinde doğmuştur. Ölüm tarihi bazı kaynaklarda 1906, bazılarında ise
1908 olarak yer almaktadır. İstanbul’da, Yıldız Sarayı’nda, Yemen
Islahatı görüşmelerinde geçirdiği kalp krizi 4* sonucu öldüğü çeşitli
kaynaklarda belirtilmektedir. Paşa bürokratik görevleri kadar, akrabalık
ilişkileriyle de yakın tarihimizin önemli simalarından biri kabul edilir
5*.
Aile köken olarak Anadolu’yu
Osmanlılarla birlikte fetheden Alkuşlar ve Gazi Turhanlardan gelmektedir.
Balkanlara devam etmiş ve oranın yönetimini nesiller boyu ellerinde
bulundurmuştur
6*.
Küçük yaşta babasını kaybeden Abidin Paşa’ya ilk eğitimini
annesi verdi
7*.
Annesi Saliha Hanım’dan Türkçe, Arnavutça, Sırpça, dadısı Naile
Hanım’dan da Farsça öğrendi. Yedi yaşındayken Türkçe ve Rumca
okuyabiliyordu. Dokuz yaşında Kaleiçi Okulu’na gitmeye başladı. Orta
öğrenimini Yanya Rum Lisesi’nde yaptı. Yunanca ve Fransızca öğrendi,
böylece hem Doğu hem de Batı dilleri ve kültürüyle yetişti
8*.
Abidin Paşa
kamu görevine 1866’da Silahşor (saray muhafızı) olarak başladı. 1868’de
sancak beyi yardımcılığı ek göreviyle Preveze’ye merkez kaymakamı olarak
atandı. Daha sonra Narda Kaymakamlığı, İzmir Temyiz Mahkemesi İkinci
Başkanlığı, Sofya Sancak beyliği, Varna Sancak beyliği, Sancak beyi
Tahvilat Borsası Komiserliği, Sevkiyat-ı Askeriyye Komisyonu Başkanlığı,
Yunan Hudut Komiserliği, Diyarbakır-Elazığ ve Sivas İlleri Islahat
İşleri Birinci Komiserliği, Ali Emîrî Komisyonu Yazmanlığı, “Rumeli
Beylerbeyi” payesiyle Sivas Valiliği ve Atatürk’ün doğduğu yıl,1881’de,
Abidin Paşa’nın Rumca şiirleri İstanbul’da ve Paris’te yayımlanmıştır.
Mesnevi ’yi 9*
dilimize
çevirmiş ve birinci cildin şerhini yayımlamıştır.
Kasîde-i Bür’e
şerhi ve diğer
bazı dini ve
tasavvufî eserleri vardır. “ Borsa komiserliğinde iken yayımladığı kitap,
ilk Osmanlı borçları hakkında değerli bilgi veren kaynaklardandır
” 10*.
Birinci ve ikinci dereceli seçimlerin nasıl yapılacağını da, Padişahın
emri ile o hazırlamıştır.
11*.
Mezarı
kardeşi (Dergâh-ı Hümayun kapıcı başılarından) Veysel Paşa (ö. 1903) ile
birlikte, İstanbul’da Fatih Camii hazîresinde, Gazi Osman Paşa Türbesi
bitişiğindedir. Mimari tarzıyla dikkat çekici olan Abidin Paşa Türbesi,
“tasarımının ana hatlarıyla, Osmanlı mimarisinde köklü bir geleneğe
sahip olan, ilk örnekleri Orhan Gazi devrinde görülen açık türbelere
bağlanmakta, ancak, klasik Osmanlı, Antik Yunan, Roma ve Hint-İslam gibi
birbirlerine tamamen yabancı üsluplardan derlenmiş mimari unsurlarıyla,
inşa edildiği dönemin eklektik zevkini yansıtmaktadır”
12*. Osmanlı menkul kıymetler borsasına ilişkin olarak tespit edilebilen derli toplu ilk kaynak eser niteliğinde olan “ Konsolidenin Hava Oyunlarıyla Sair İstikrazat-ı Maliyeye Dair Risaledir ” başlıklı eser Abidin Bey’in Sancak beyi Tahvilat Borsası Komiserliği sırasında, 1874’de basılmıştır. Abidin Bey’in borsaya dair risalesinden finans literatüründe ilk kez Prof. Dr. Haydar KAZGAN’ın 1977 yılında Toplum ve Bilim dergisinde yayımlanan bir makalesinde (ilk sayfasının bulunmaması nedeniyle yazarının kim olduğunun tespit edilemediği notuyla) bahsedilmiş ve risalenin bazı sayfalarının Latin harflerine çevrim yazısı yapılmıştır 13*. Abidin Bey’in söz konusu kitabı özetle, Türk finans piyasalarının tarihsel olarak çözülememiş olduğu anlaşılan iki temel sorununa değinmektedir: (i) finansal piyasalarda güven (azlığı) ve (ii) kamu borçlanması (fazlalığı) sorunları 14*.
Abidin
Paşa’nın Ölüm Tarihi
Çalışma kapsamında incelediğimiz Abidin Paşa’nın biyografisinin yer
aldığı sekiz basılı
15*
kaynağın dördünde ölüm tarihi “1906”, diğer dördünde ise “1908” olarak
belirtilmektedir. Bu durumun, bir kaynakta yapılan hatanın diğer
kaynaklarda aynen tekrar edilmesinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Ancak
yeni tarihli başka bir kitapta ölüm yılı 1906 olarak verilince
istatistik bilimi gereği 1906 yılı ağırlık kazanmıştır! Tereddüdün
giderilmesi amacıyla Paşa’nın Fatih Camii Haziresindeki türbesi ziyaret
edilmiş, ancak mezar taşı üzerindeki “1324” rakamı da sorunun çözümünde
umduğumuz yardımı sağlamamıştır. Zira “1324” rakamı, o dönemde
kullanılmakta olan takvimlerden
Hicri takvime göre 1906, Rumi
takvime göre ise 1908 yılına tekabül etmektedir! Acaba Paşa’nın mezar
taşındaki “1324” rakamı Hicrî takvime göre mi yazılmıştır, yoksa Rumi
takvime göre mi? Paşa’nın mezar taşı üzerindeki “1324” rakamının bugün
kullandığımız takvime göre hangi tarihe tekabül ettiğinin araştırılması
amacıyla Fatih Camii Haziresi, Galata Mevlevihanesi Haziresi, Eyüp
Mezarlıkları ve Aşiyan Mezarlığında bulunan ve ölüm tarihi bilinen
tarihi şahsiyetlerin mezar taşları üzerinde araştırma yapılarak, o
dönemde 1324 (9 Mayıs 1906) olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Ancak konuya
ilişkin çalışmalarımız devam etmektedir! SONUÇ
İMKB’nin atası sayılabilecek olan Sancak beyi Tahvilat Borsası hakkında
mevcut bilgimiz çok sınırlıdır. Bu sınırlılık o derecedir ki, ilk
borsanın kuruluşunda görev alan, dönemin önemli bürokratlarından olan
Abidin Paşa’nın doğum ve ölüm tarihi konusunda bile netlik yoktur.
Abidin Paşa’nın ölüm yılına ilişkin belirsizliğe rağmen, doğum tarihinin
5 Rebîü’l-evvel 1259
olduğu konusunda tereddüt yoktur. Hatta bir kaynakta
16*
doğum zamanı dahi “…5 Rebiülevvel 1259 hicri tarihinde Mart ayının yirmi
dördüncü Salı günü akşamı yani Çarşamba gecesi saat dört de
17*
Preveze şehrinde dünyaya gelmiştir ” şeklinde, saatine kadar verilmiştir.
Sorun, 5 Rebîü’l-evvel 1259 tarihinin bugünkü tam karşılığının
hesaplanmasıdır ki, incelenen kaynaklarda yer alan 5 Mart, 24 Mart, 4
Nisan ve 5 Nisan alternatifleri arasındaki sürenin kısalığı, ölüm
tarihindeki iki yıllık fark dikkate alındığında “istatistiki olarak
ihmal edilebilir” görülmektedir!
DİP NOTLAR
1*
Bu bölümdeki biyografik bilgilerin derlenmesinde başlıca aşağıdaki
kaynaklardan yararlanılmıştır: Zeynep AVCI, A’dan Z’ye Abidin DİNO (Yapı
Kredi Yayınları,
2001), M. O. BAYRAK,
İstanbul’da Gömülü Meşhur Adamlar 1453-1978,
(1979),
Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, (Kültür Bakanlığı T. Tarih Vakfı
Ortak Yayını, 1993),
Türk Ansiklopedisi
(Milli Eğitim Bakanlığı Yayını,1946),
Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi
(İletişim Yayınları 1985), Mahmut ÇETİN, Boğaz’daki Aşiret,
(biyografi.net, İstanbul 2002), Cemal A. KALYONCU, Saklı Hayatlar (Zaman
Kitap 2002, Abdülhamit KIRMIZI,
Abdülhamit’in Valileri,
(Klasik Yayınları, 2007).
3*
Bu tarihin bugünkü takvimdeki karşılığı konusunda da fikir birliği
yoktur. Bir kaynakta bu tarihin miladi karşılığı olarak “
5 Mart 1843
” tarihi belirtilmekte,
başka bir kaynakta ise aynı tarihin karşılığı “ 24 Mart 1843 Salı ” günü
olarak verilmektedir. İnternetten ulaşılabilen tarih çevirme kılavuzu (http://193.255.138.2/takvim.asp?takvim=2&gun=5&ay=3&yil=1259)
kullanılarak tarafımızdan yapılan kontrolde, belirtilen Hicri tarihin
Miladi karşılığı olarak 5 Nisan 1843 Çarşamba günü bulunmuştur! Başka
bir online tarih dönüştürme sitesinde (http://prayer.al-islam.com/convert.asp?l=eng)
ise aynı tarihin karşılığı olarak 4 Nisan 1843 Salı günü verilmektedir!
Ancak ölüm tarihine ilişkin iki yıllık sapmanın yanında yaklaşık bir
aylık sapmanın
ihmal edilebilir
olduğu düşünülmektedir!
4*
Ölüm nedeninin “kalp krizi” olduğu konusunda kaynaklarda fikir birliği
bulunmakla birlikte, kalp krizinin gerekçesi konusunda farklı
açıklamalara rastlanmaktadır. KALYONCU (2002:113), kalp krizinin “
padişah tarafından çağrılıp sadrazamlık (Başbakanlık) teklif edildiği
esnada ” gerçekleştiğini söylemektedir.
5*
Hıfzı Topuz’un kendisi için, “İstanbul ikiye ayrılır: Abidin Paşa ile
akraba olanlar ve olmayanlar” dediği rivayet olunur. Gerçekten de
Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin birçok önemli ismini barındıran Dino,
İleri ve Talu aileleri Abidin Paşanın soyundan gelmektedir.
6*
Abidin Paşa ailesinin Gazi Turhan tarafından fethedilen Liopsi (Yenişehir)’de
Ortaçağ şatolarını andıran bir malikâneye sahip olmasının, Osmanlı’da
yok sayılan aristokrasinin mevcudiyetinin güzel bir kanıtı olduğunu
düşünenler vardır.
7*
Arnavutluk hanedanından olan Ahmet Dino, yakın arkadaşı olan Kavalalı
Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da yaptığını Arnavutluk’ta yapacağı korkusuyla
Konya’ya sürülür ve orada vebadan ölür. Mezarı Alaaddin Camii
Haziresinde, Alaaddin Türbesinin yanındadır.
8*
Bir kaynakta İtalyanca da bildiği yazılıdır (Türk Ansiklopedisi (1946)
Cilt: 1, s. 77).
9*
Mesnevi’nin ilk Türkçe şerhini hazırlayan kişi olmasına rağmen Abidin
Paşa’nın Mevlevî değil,Halvetî olduğu, tarîk-i Halvetiyye’den
İstanbul’da Merkez Efendi dergah-ı şerîfi post nîşîni merhum Nureddin
Efendiye mensup olduğu
belirtilir.
10*
Türk Ansiklopedisi (1946), Cilt: 1, s. 77. Tanzimattan Cumhuriyete
Türkiye Ansiklopedisi(1985)’deki aynı konudaki ifade şöyledir: “
İstanbul
Borsa muamelelerine dair yazdığı bir kitap, Maarif Nezareti’nin
müsaadesi ile neşredildi.” Kitabın içeriği dikkate alındığında söz
konusu ifade tarzı, kitabın yazıldığı dönemde aldığı tepkiler
incelendiğinde ilginç sonuçlara ulaşılabileceği hissi uyandırmaktadır.
11* Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi (1985), s. 34.
12*
Dünden Bugüne İstanbul
Ansiklopedisi (1993), Cilt: 1, s. 59.
13*
Toplum ve Bilim, Sayı: 2, Bahar 1977, sayfa: 164-170.
14*
Tam başlığı “ Konsolidenin Hava Oyunlarıyla Sair İstikrazat-ı Maliyeye
Dair Risaledir ” şeklinde olan söz konusu kitabın Birinci bölümünün bir
özeti için Bkz. Celali YILMAZ, Sancak beyi Tahvilat Borsası’nda Finansal
İşlemler, İstanbul Şehir ve Medeniyet Sempozyumu Bildirileri içinde,
Klasik Yayınları 2004.
15*
Referanslar arasında genelde birbirinin kopyası olan ve herhangi bir
editörlük sürecinden geçmeden yayınlanabilen internet kaynakları dikkate
alınmamıştır. Abidin Paşa’nın internette yer alan biyografilerindeki
tarihler dikkate alındığında “istatistiki olarak” daha anlamlı veri
sayısına ulaşmak mümkün olmakla birlikte, tarihi doğruların
istatistiksel frekansa göre belirlenmesinin doğru olamayacağı açıktır.
16*
http://www.mevlanavakfi.com/Content5.asp?m1=1&m2=14&m3=29&m4=10&m5=3
17* Burada belirtilen “saat dört”ün de bugünkü Alafranga saat değil, Alaturka saat olma ihtimalini dikkate almak gerekmektedir! ------------------------------------------------------------
Abidinpaşa'nın Ankara Kalesi Atpazarı'na Suyun Çıkarılması
Eski Ankara’nın İçme Suları:
Yazar Şeref Erdoğdu Alkan Matbaacılık Ltd. Ankara 1965 Çalışma Bakanlığı
Muhasebe Müdür Muavini Ankaram Kitabı. S. 145. Ankara’nın çeşme suları üç menbadan gelirdi. 1) Elmadağ
menbaları : Bu dağda iki türlü su vardı. Birisi menba suları, diğeri yer
altı suları idi. Bu gün her iki su menbalarından Ankara istifade
etmektedir. Elmadağı’nın rakımı 1300 ila 1350 metre arasındadır. Bundan
faydalanılarak bu dağdan sular kolayca şehre akıtılmıştır. Menba
sularının başlıcaları Kırkpınar, Beypınarı, Koca Pınar, Zindankaya,
Özü Pınar, Kehliz Pınar, Kıprıs Yaylası Pınarı idi. Dağdan şehre su
getirilmesi için muntazam kanallar açılmış ve şehrin kale civarına kadar
su çıkarılmıştır. Bu teşkilat halen mevcuttur. Ankara’nın büyük bir
derdi olan su, gelmiş geçmiş bütün valilerin muvaffak olamadığı yahut da
vazifelerinin kısa sürmesi yüzünden bu işi ehemmiyetle ele
alamamışlardır. Ancak Abidinpaşa 10 yıllık Valiliği sırasında şehrin
biraz da olsa su derdini halletmiştir. Yeni tesisatla yani borularla su
getirilmesi işi şehremini Haydar bey zamanında olmuştur. 2) Hanım Pınarı :
Bu su Kayaş vadisinde ve Üreğil köyü civarındadır. Bu tesisat ta gene
Abidinpaşa zamanında yapılmış olup şehrin Cebeci ve alt kısımlarına akıtılmıştı. 3) Kasımlar Suyu :
Bu suyun gerek miktarı gerekse rakımın azlığı yüzünden şehrin muhtelif
mahallerine su verecek halde olmadığından bilahare Elmadağı tesisatı
yapılınca bu suyun kanalları kaldırılmıştır. Ankara valisi
Abidinpaşa zamanında şehrin en yüksek yeri olan At Pazarına su
çıkartılmış ve 12 lüleli som kargir bir çeşme inşa edilmiştir. Masrafı
Abidinpaşa tarafından ihtiyar olunan Nakşibendi Medresesi önünde keza
som mermerden yapılmış Elmadağ Çeşmesi inşa edilmişti. Bu sular şehrin
büyük su derdine cevap vermiş ve Ankara’yı ihya etmiştir. Ayrıca bu
sudan Hacıbayram hanesinde bir havuz inşa edildiği gibi şehrin muhtelif
bölgelerine su verilmiştir. Ankara Hükümet Merkezi oluncaya kadar bu
ibtidai su teşkilatından faydalanmıştır.
Bugün hala ismi
ile anılan bu semtte, Abidinpaşa köşkünü yaptırırken, Ankara’nın
muhtelif semtlerine bir koyunun etinden astırmış ve en geç bu sırtlara
astırdığı et kokmuş ve köşkünü bu güzel ve hakim tepeye yaptırmıştı.
Kadirbilir Ankara’lılar, onun bu köşkünü 80 yıldır muhafaza etmiş, bu
köşk hala ayaktadır.
Abidinpaşa Atpazarına suyun çıkmasını çok arzu etmiş, mühendisler suyun ancak Cebelağası yokuşunun başına kadar getirmişler ve daha yukarı çıkmasına tazyik ve seviye müsait olmadığı için çıkaramamışlar, rivayete göre Paşa mühendisleri toplamış ve suyun bir haftaya kadar Kale önünde yaptırdığı çeşmeden akmasını, aksi takdirde hepsini azledeceğini emir buyurmuş ve su da büyük bir törenle bir hafta sonra akıtılmış. <<İyi niyetle çalınan çalgı, mürainin teşbihinden iyidir.>> sözü bu değerli paşanındır.
|